Bir köpeğin dostluğu, bir dostun köpekliğinden daha iyidir
Karda donmak üzere olanlar var aramızda. Uyumak tatlı geliyor onlara ama yavaş yavaş öldüklerinin farkında bile değiller. Denize düşenler yılanlarla dost, maskeleri yüzlerine bütünleşenlerle “ortak” oldular hepsi.
Kimilerinin üzerine şirketler yapıldı, kimilerini de bağlı bulundukları kurumlardan ayırıp himayelerine alma sözleri verildi. Ne değişti, ne gelişti bilemem ama “naylon şirketler”in “oyuncak ortaklar”ı oldu sanırım ve bütün bunların sonucunda “şişirme hizmetler” binaları yükseldi gökyüzüne doğru.
Kimileri de basında kapak oldu “eyvallah”pozisyonlarında. Ama kıyafetleri konuşan adamların, yürekleri genelde kekeme olur unutmayın. Liman sakinliği taşıyan yüreğimden eser yok bu aralar. Öfke dalgaları, umut sandallarımı zorluyor ve ben kabarıyorum durmadan. Saldırgan diyorlar bana, oysaki kırılgan olduğumu sadece yakınımdakiler biliyor. Gözü kara cesaretim, anlık ölümlere davetiye gibi. Haksızlığa hükmetmeye çalışırken, “öldürsem gam yemem” ayarındayım, bu da beni zaman zaman korkutuyor. Bütün heveslerin kursaklarda kaldığı anların, lale devirlerindeyim yine.
Mutluluklarla yaşanan anlık heyecanlarım nadaslarda ve ben yine ülke nabzının en düşük tansiyonlarındayım.
Limoni günler,tansiyon düşürüyor elbet..Geçim derdi tüm dillerdeyken,azıcık kazansa adam (kayınpeder parasıyla) hemen Rus güzellerle beş yıldız otellerin lobilerinde fink atar olmuş ne fayda.
Burda hayat böyle işte.
Haksız kazançlar,kendilerince haklı nedenlerle,haydan geliyor huya gidiyor işte neylersin.Yarasın mirim,yarasın.
Dostluklarım hiç çatırdamadı benim.
Benim dostlarım “ölmeye gidiyoruz” dediğimde, “neden” değil, hep “ne zaman”diyenler oldu her zaman.
Yanımda kendini dostluk kefesine koyan çok çıyan var o başka tabi.
Ama Sunay akın’ın dediği gibi “siz ancak arkamdan mendil sallarsınız sevinçle.
Oysa ben sizi, sümüğünü koluna silen çocuklar gibi sildim hayatımdan”.
Hiç bir hükümetin ilgilenmediği bir tabur ayaklandı içimde şu aralar.
Silahlarım düşmana isabet bekliyorum.Aralarından bir tanesi öksürse jarjörüm “ne Allah verdiyse”kıvamında aynen.
Korkuyorum,korkuyorum,korkuyorum.
Korkularım frensiz öfkemlerimden, kıvamsız saldırganlığımdan.
Ahmet’in dediği gibi “he desem koparacak zincirlerini”içimde bir şeyler.
Anlayacağınız öfkemim bilançosu çok ağır olacak.Sabırla tahammülü karıştıranlardan değilim, bu yüzden asice başkaldırışım.
Aşklar biter, ortaklıklar sona erer, ama sonuç olarak rezilce bir andır bu. Giden gider belki ama, bırakıp her şeyi yüzüstü giden için, aşşağılık bir dramdır bu. Neyse dostlar, mutluluğun resmini çizemeyecek olsam da, tarifini yapamayacak kadar aciz değilim şükürler olsun. Kapıyı çarpıp gitmesini de, yumruğumu masaya vurmasını da iyi bilirim. Korkularım kadar kırgınlıklarım da var bu yaşamda benim. Ama “tetikçilerin kahraman (Ağca), dağdakilerin vekil ve katillerin de kapak olduğu bu ülkede yaşamak ağrıma gidiyor bazen.
Gözlerimin “fer”ini görmek için kilometre ihtiyacı yok dostlarımın.
Anne karnına sığdık, şimdi bak, dünyaya sığmıyoruz.. Oyyy “bu ne yaman çelişki ANNE”… |